Hangi siyasi görüşe, iktidara ya da muhalefete yakın olursa olsun; sosyal medya üzerinden organize biçimde hakikati çarpıtan, yalan ve dezenformasyonu yayan, gazetecileri, siyasetçileri ve vatandaşları hedef göstererek dijital linç kültürünü besleyen trol yapılanmalarını da basın özgürlüğü ve demokratik toplum düzeni açısından doğru bulmuyoruz. Fikirler delille, düşünceler ise nezaketle yarışmalıdır. Algı operasyonlarıyla, hakaretle ve organize propaganda faaliyetleriyle hakikatin üzerinin örtülmesine, bunu kim yaparsa yapsın karşıyız. Bizim medeniyetimizde söz bir emanettir, haber ise büyük bir mesuliyettir. Aziz milletimizin inancında yer alan "Ey iman edenler! Size bir haber getirildiğinde onun doğruluğunu araştırın." emri, haber ahlakının en sağlam ölçülerinden biridir. Bu anlayışla özgür basın; yalanın, iftiranın ve manipülasyonun değil, hakikatin serbestçe konuşulabildiği bir zemini ifade eder. Türkiye; Ergenekon soruşturmaları, 17-25 Aralık süreci, hendek terörü ve 15 Temmuz hain darbe girişimi gibi olağanüstü dönemlerden geçmiştir. Devletin milli güvenliği koruma görevi tartışmasızdır. Ancak hukuk devletini güçlü kılan esas unsur, en zor zamanlarda dahi adalet terazisinin şaşmaması ve temel hak ve özgürlüklerin hukuk çerçevesinde korunabilmesidir. Nitekim Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından yayımlanan Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde Türkiye uzun yıllardır alt sıralarda yer almaktadır. RSF'nin 2025 Endeksi'nde 180 ülke arasında 159'uncu, 2026 Endeksi'nde ise 163'üncü sırada gösterilen Türkiye açısından; siyasi baskılar, hukuki süreçler, medya sahipliği yapısı, ekonomik bağımsızlık ve gazetecilerin güvenliği temel sorun alanları olarak değerlendirilmektedir. Ancak mesele yalnızca siyasi baskılarla sınırlı değildir. Medyanın küresel sermaye çevrelerinin, uluslararası güç odaklarının veya ekonomik tekellerin etkisi altına girmesi de gerçek anlamda basın özgürlüğüyle bağdaşmaz. Özgür basın; ne devletin propaganda aracı ne de küresel çıkar odaklarının sözcüsü olmalıdır. Basının tek bağlılığı hakikate ve milletin doğru bilgi alma hakkına olmalıdır. Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan da en ağır medya operasyonlarına maruz kaldığı dönemlerde dahi gazetecileri hedef almamış; mücadelesini basın emekçileriyle değil, kamuoyunu yönlendiren vesayet ve çıkar odaklarıyla yürütmüştür. Bu tavır, fikir ve ifade özgürlüğüne verdiği önemin en açık göstergelerinden biridir. Saadet Partisi olarak inanıyoruz ki; güçlü devlet eleştiriden korkan değil, eleştiriden ders çıkaran devlettir. Güçlü basın ise kalemini hiçbir güce kiralamayan, vicdanını satmayan ve yalnızca hakikate bağlı kalan basındır. 24 Temmuz Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü vesilesiyle; görevini büyük bir sorumluluk ve dürüstlük anlayışıyla yerine getiren tüm basın emekçilerinin bu anlamlı gününü kutluyor, sansürün olmadığı, gazetecilerin düşüncelerinden dolayı yargılanmadığı, medya tekelleşmesinin sona erdiği, önce ahlak ve maneviyat anlayışını esas alan, tam bağımsız ve gerçekten özgür bir basın düzeninin ülkemizde hâkim olmasını temenni ediyorum. Çünkü biliyoruz ki; özgür kalemlerin sustuğu yerde hakikat kaybolur, hakikatin kaybolduğu yerde ise adalet ayakta kalamaz.
GENEL
Yayınlanma: 24 Temmuz 2026 - 17:35
24 Temmuz Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü Mesajı
Saadet Partisi Üsküdar İlçe Başkanı Harita Mühendisi Hüseyin Çakmak Hakikatin susturulduğu yerde adalet yara alır; adaletin yara aldığı yerde ise milletin geleceği karanlığa mahkûm olur. Basın özgürlüğü yalnızca gazetecilerin meslek hakkı değil; toplumun doğru bilgiye ulaşmasının, hesap verebilir yönetimin ve demokratik hukuk devletinin en temel güvencelerinden biridir.
GENEL
24 Temmuz 2026 - 17:35
EDİTÖR
İlginizi Çekebilir








